Namazı erteleyenler için
1 sayfadaki 1 sayfası•
Namazı erteleyenler için
Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb’im. Sen çağırınca, kendime
ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm.
Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim “cız” etti
hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza
durdum.
Ayak diredim, “az sonra kılsam da olur!” dedim. “Az sonra”larım
“çok sonralar”a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda
ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını
bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak
kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım.
Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın
her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana.
Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana.
Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa,
her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim
her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar
geleceğim huzursuz günler Senin.
Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya
heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm. Benden istediğini, benim
için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın
rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım. Günümü delik deşik etmeni,
işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı,
uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. “Beni bana bırak!”larla durdum huzuruna;
içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece
bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı
bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor
olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan
bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da
delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma
savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.
İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim.
Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi
sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim.
Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı;
alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim.
İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya
çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim.
İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp
rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, “emrolunduğum gibi
dosdoğru olma”nın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. “Sırası değil!”di;
“hele dur; sonra da olur!”du. En Sevgili’ni bir gecede ihtiyarlatan emri
üzerime alınmadım.
Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir
yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce,
ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin,
yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının
gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar
düşürebilirdin.
İçten pazarlık mı denir buna Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı.
Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile
değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte.
Fısıldaması bile acı veriyor ya…
Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre,
heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, “bitmez şimdi bu
namaz!” dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı.
Bir Sen duydun beni ey Rabb’im. Sırrımı bir Sen bildin.
Kendimi lüzumsuz
hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler
için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi
de, dile getiremediğimi de bildin.
Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun.
İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı…
“Aradan çıkarmaya çalıştığım” oldu namazı. Geçiştirdim namazı. Bir
“sorun”du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı
namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa.
Bilemedim.
Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine
yine huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda “aferinler”
fısıldadın gönlüme.
Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu.
Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden.
Yok saymadın. Utandırmadın.
Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb’im. Kimselere söylemedin.
Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan
korkmam.
Ben işte böyleyim; yine “bana ait”lerin hesabındayım. Başka kime
söyleyeyim Başka kimin anlayışından medet umayım
Kimseye Söyleyemem (namazı erteleyenler İçin)
AlInTıdIr...
ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm.
Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim “cız” etti
hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza
durdum.
Ayak diredim, “az sonra kılsam da olur!” dedim. “Az sonra”larım
“çok sonralar”a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda
ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını
bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak
kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım.
Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın
her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana.
Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana.
Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa,
her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim
her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar
geleceğim huzursuz günler Senin.
Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya
heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm. Benden istediğini, benim
için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın
rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım. Günümü delik deşik etmeni,
işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı,
uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. “Beni bana bırak!”larla durdum huzuruna;
içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece
bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı
bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor
olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan
bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da
delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma
savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.
İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim.
Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi
sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim.
Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı;
alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim.
İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya
çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim.
İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp
rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, “emrolunduğum gibi
dosdoğru olma”nın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. “Sırası değil!”di;
“hele dur; sonra da olur!”du. En Sevgili’ni bir gecede ihtiyarlatan emri
üzerime alınmadım.
Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir
yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce,
ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin,
yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının
gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar
düşürebilirdin.
İçten pazarlık mı denir buna Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı.
Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile
değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte.
Fısıldaması bile acı veriyor ya…
Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre,
heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, “bitmez şimdi bu
namaz!” dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı.
Bir Sen duydun beni ey Rabb’im. Sırrımı bir Sen bildin.
Kendimi lüzumsuz
hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler
için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi
de, dile getiremediğimi de bildin.
Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun.
İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı…
“Aradan çıkarmaya çalıştığım” oldu namazı. Geçiştirdim namazı. Bir
“sorun”du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı
namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa.
Bilemedim.
Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine
yine huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda “aferinler”
fısıldadın gönlüme.
Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu.
Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden.
Yok saymadın. Utandırmadın.
Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb’im. Kimselere söylemedin.
Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan
korkmam.
Ben işte böyleyim; yine “bana ait”lerin hesabındayım. Başka kime
söyleyeyim Başka kimin anlayışından medet umayım
Kimseye Söyleyemem (namazı erteleyenler İçin)
AlInTıdIr...
Geri: Namazı erteleyenler için
kardeşlerim....
sizlere namazla ilgili yaşanmış bir kıssa anlatmak istiyorum... okuduğum kadarıyla
bir ablamız var ve yurt dışına okumaya gıdıyor...gun ıcersınde ıbadetlerını yapıyor..en onemlısı namazını eda edıyor...
ve yurt dısında hırıstıyan bır hanımla kalmak zorunda velhası bu yabancı sahıs bızım musluman genc kızımızın her vakıt bellı saatlerde egılıp kalkmasına anlam veremıyor ...dayanamayıp soruyor..
---neden boyle egılıp kalkıyorsun hergun? dıye ablamızda
---ıbadet edıyorum namaz bızım dınımızın dıregıdır.. vs namazın onemını anlatıyor en son soyle dıyor bız namazda ALLAH ın huzuruna cıkıyoruz...
tabı yabancı bıraz saskın bıraz kızgın soyle dıyor
---- o zaman ALLAH muslumanları kayırıyor .bizleri sadece pazar gunlerı haftada bır gun huzuruna alırken sizi günde bes vakit huzuruna alıyor !!!!
Gerçekten ALLAH bız muslumanları kayırıyor...kıymetını bılelım ınsaAllah.....
sizlere namazla ilgili yaşanmış bir kıssa anlatmak istiyorum... okuduğum kadarıyla
bir ablamız var ve yurt dışına okumaya gıdıyor...gun ıcersınde ıbadetlerını yapıyor..en onemlısı namazını eda edıyor...
ve yurt dısında hırıstıyan bır hanımla kalmak zorunda velhası bu yabancı sahıs bızım musluman genc kızımızın her vakıt bellı saatlerde egılıp kalkmasına anlam veremıyor ...dayanamayıp soruyor..
---neden boyle egılıp kalkıyorsun hergun? dıye ablamızda
---ıbadet edıyorum namaz bızım dınımızın dıregıdır.. vs namazın onemını anlatıyor en son soyle dıyor bız namazda ALLAH ın huzuruna cıkıyoruz...
tabı yabancı bıraz saskın bıraz kızgın soyle dıyor
---- o zaman ALLAH muslumanları kayırıyor .bizleri sadece pazar gunlerı haftada bır gun huzuruna alırken sizi günde bes vakit huzuruna alıyor !!!!
Gerçekten ALLAH bız muslumanları kayırıyor...kıymetını bılelım ınsaAllah.....
Geri: Namazı erteleyenler için
namazla ilgili bu zamana kadar okuduğum en güzel yazıydı desem yalan olmaz sanırım
ALLAH razı olsun...
elinize emeğinize sağlık...
gerçekten...
TEŞEKKÜRLER...
ALLAH razı olsun...
elinize emeğinize sağlık...
gerçekten...
TEŞEKKÜRLER...
Geri: Namazı erteleyenler için
Allah razı olsun gercekten deger bılmıyoruz Rabbimiz her an bizle beraber olmak ıstıyor ama bızse ne yazık kı...Aslında bizim ona ihtiyacımız var.Hz.Mevlananın bır sözünde okumustum yanlıs hatırlamıyorsam ınsallah 'Sen namazı terkedemezsın Ancak namaz senı terkeder' ........
KuLLar ÜmitLeriNi KeSince YaĞMur İndiRen 'O' DuR.....[b][i]










